Bir kral, sarayındaki bilgeleri çağırır ve onlara imkânsız gibi görünen bir görev verir:
Bana öyle bir söz bulun ki,
üzgünken okuyunca beni teselli etsin,
çok mutluyken okuyunca da beni kendime getirsin.
Hem felakette doğru olsun, hem zaferde.
Bulamazsanız kellelerinizi alırım.
Bilgeler günlerce düşünür. Çünkü kral sıradan bir moral cümlesi istemez. Öyle bir cümle ister ki hem acıyı küçültsün, hem kibri törpülesin.
Sonunda bir yüzük yaptırırlar. Yüzüğün içine çok kısa bir cümle kazınmıştır:
Bu da geçer.
Kral önce sinirlenir. “Bütün bilgeliğiniz bu mu?” der.
Ama sonra hayat içinde sözün gücünü anlar.
Savaş kaybettiğinde (kötü günde) yüzüğe bakar:
Bu da geçer.
Tahta çıktığında, herkes onu alkışlayıp, kendini yenilmez sandığında (iyi günde) yine bakar:
Bu da geçer.
Duyguları Uçlarda Yaşamak
Bizde duygular genelde uçlarda yaşanır.
Kötü bir şey olunca harap olmak, iyi bir şey olunca havalara uçmak…
Bu çift taraflı sarkaç, hayatımıza düzensizlik olarak yansır.
Negatif duygulara ne kadar girersek, pozitife geri gelmek o kadar uzun sürer.
Ama en büyük hata; sadece kötü duyguları uçlarda yaşayıp, iyi duyguların üzerini kapatmak.
Borcun mu var? Geçecek.
Başarısız mı oldun? Geçecek.
Korkuyor musun? Geçecek.
Aldatıldın mı? Geçecek.
Mutsuz musun? Geçecek.
Mutlu musun? Geçecek.
Hepsi geçecek.
Ne Yapalım?
Şu egzersizi yap.
1- Boşluğu doldur:
Şu an içinden geçtiğim şey: ___ (para baskısı, aşk acısı, ertelemek, belirsizlik…)
2- Bunun senin kimliğin olmadığını kabullen.
Örnek: Şu an içinden geçtiğim şey: her şeyi erteliyor olmam. Ama bu benim kimliğim değil, geçici bir durum.
3- Kalıcı bir davranış seç.
Örnek: Ne yaparsan erteliyor olmazsın? Küçük bir şey, ne o? Hemen git ve onu yap, hemen yapamıyorsan bile yapmak için hazırlık yap, hemen şimdi!
O kralın yüzüğü artık seninle.
Unutma; bu da geçer…
Bir sonraki bültende görüşmek üzere.


